MücriM


Tut Elimden Tut Ki Edemem Sensiz Rabbim..
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap
“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.'' (Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16)
“Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir'' (Tirmizî, İlm, 14)
Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.(Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9;Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.)
Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.(Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10)

Paylaş | 
 

 El Hâlık | Ya Hâlık C.C

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
aSuDe
Admin


Rep Puanı : uğurböcüğü
Mesaj Sayısı : 2142
Site Aktifliği : 6286
Kayıt tarihi : 24/09/08
Yaş : 32

MesajKonu: El Hâlık | Ya Hâlık C.C   Salı Tem. 05, 2011 6:39 pm

El Hâlık | Ya Hâlık C.C



el-Hâlık, her şeyi yoktan var eden, yaratan, yarattığı her şeyin bütün ayrıntılarını bilen ve mahlûkuna takdir ettiği ömür içerisinde, onun göreceği her hâli, hadiseyi tespit ve tayin eden demektir.
Hıcr sûresi (15), 86: “Şüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir.”
Allah’ın insanoğluna, sadece insanoğluna lütfettiği “akıl” yerinde kullanılır ve “gönlün, manevi âlemlere uçuşunda” yakıt olursa dostlar, her şey, ama görebildiği, idrak edebildiği her şey ona, Allah’ın varlığını, yüceliğini, her şeyi yaradan tek hükümdarın O olduğunu anlatır.
Varlık âleminde kuvvetle hissedilen “nizam” kusursuz bir makine gibi işleyen “zaman” ve makro kozmozu, mikro kozmozu ile “muhteşem bir kâinat”, Yaradanına hâl lisanı ile vazifelerini yaparak, ibadette olduklarını anlatırlar dostlar!

Bakara sûresi (2), 22: “O (Rabb) ki yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile, Allah’a eşler koşmayın.”
Nahl sûresi (16), 11: “Allah, sizin için, o su ile ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeşit meyveleri bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir topluluk için büyük bir ibret vardır.”
Akıl, gönlün bineği olmalı dostlar!
Aklın gücünün bittiği yerde, gönül “uçuşa” geçer! Düşünmeli, bakmalı, aklını kullanmalı, Yaradanını bulmalı ve bu dünya hayatını sadece O’nun rızası için yaşamalı ve zaman, “gel” gongunu vurunca, “Dost”a kavuşmalıyız, heyecanla, coşkuyla!
Yûnus sûresi (10), 3: “Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra işleri tedbir ederek arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?”
Zariyât sûresi (51), 47-49: “Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz Biz, daimî (maddî ve manevî) genişleticiyiz. Yeryüzünü de Biz döşedik. (Bak) Biz ne güzel döşeyiciyiz! Biz her şeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.”
Öyle merhamet sahibi bir Yaratıcıdır ki O, kullarına kendi varlığını öylesine sevgiyle hissettirir ki Yüce kelâmında, bu Rahmânî solukta, yavrularını koruyan, onların iyiliğini düşünüp, üstlerine titreyen bir ananın şefkatini görürsünüz, içiniz yana yana dostlar!
-“Bak, kulum, her şeyin sahibi Benim ve Ben de sana kollarımı açmış bekliyorum” diyen muhteşem bir sesi duyarsanız, gönlünüz sevdalıysa ötelere!
Mülk sûresi (67), 3: “O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân’ın yaratmasında bir uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir çatlaklık görüyor musun?” buyuran Rabbinize, bütün kâinat gibi secde edersiniz dostlarım!
“Gözünü çevir bir bak, bir bozukluk görüyor musun?” diye soran Rabbinize, bütün kâinat gibi, secde edersiniz dostlarım!
Mü’min sûresi (40), 57: “Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
Meryem sûresi (19), 67: “O insan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yoktan var ettiğimizi düşünmez mi?”
Mü’minun sûresi (23), 12-14: “And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık. Sonra onu emin ve sağlam bir karargahta (rahimde) nutfe (sperma) haline getirdik. Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir.”
Bu âyetler, asırlar öncesinden, “zamana” meydan okuyarak, Yüce Yaradanın katından indirilen âyetlerdir dostlar! İnsanın, bir çift hücrenin birleşmesiyle başlayan ve “rahim” adlı karargâhta devam eden yolculuğunun, akıl sahiplerine anlatımıdır bu âyetler! Ve bugünün ilminin henüz ulaşamadığı bir boyut taşır, O, Alîm olan Allah’ın indinde!
Zümer sûresi (39), 6: “O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O’dur. Mülk O’nundur, O’ndan başka ilâh yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz?”
“Üç katlı karanlıklar”ı ancak 20. yüzyıl ilmi açıklayabiliyor dostlar! Daha “yaradılış” konusunda bilemediğimiz neler var, varın, siz düşünün!
Rahmân sûresi (55), 29: “Göklerde ve yerde bulunanlar, O’ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir.”
“Her an yaratma” hali, ancak Yüceler Yücesi bir “Zât”a mahsustur.
Haşr sûresi (59), 24: “O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şânını yüceltmektedirler. O, gâlip olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.”
Zümer sûresi (39), 62: “Allah, her şeyin yaratıcısıdır. Her şey üzerine vekil de O’dur.”
Benim Yüce Yaradan’ım, el-Hâlık’ım benim!
Seninle konuştuğum, bir boyutta seni dinlediğim, bir boyutta sana içimdekileri anlattığım ve de sevdalandığım, “o, yüce kelâmında”, “yaradılış” âyetlerini gönlümle, beynimle, tüm varlığımla sana secde ederek okudum Rabbim!
Nûh sûresi (71), 13-16: “Sizi(n her birinizi) peşpeşe aşamalardan geçirerek yaratanın O olduğunu gördüğünüz halde size ne oluyor ki Allah’ın büyüklüğünü kabul etmek istemiyorsunuz? Görmüyor musunuz Allah yedi göğü tabakalar halinde/birbiriyle uyumlu yaratmıştır ve onların içine hilâli (yansıtıcı) bir ışık olarak yerleştirmiş ve güneşi (ışık saçan) bir lamba yapmıştır?”
Nebe’ sûresi (78), 8-13: “Sizleri çift çift yarattık. Uykunuzu bir dinlenme yaptık. Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık. Üstünüze yedi sağlam (gök) bina ettik. İçlerine ışık saçan bir kandil varettik.”
Sana inanıyorum ve Seni seviyorum Allah’ım!
Kaaf sûresi (50)’nde (16): “Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.” buyuran Rabbim! Ey beni Yaradanım! Beni, benden iyi bilenim! Varlığına güveniyor ve Sana sığınıyorum! Beni, bana bırakma Allah’ım! Yolunda, en doğru şekilde yaşama gücü ver bana!
Tâ-Hâ sûresi (20), 55: “Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.”
Ahkâf sûresi (46), 33: “Onlar gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmakla yorulmayan Allah’ın ölüleri diriltmeye de kâdir olduğunu görmüyorlar mı? Evet şüphesiz ki, O’nun her şeye gücü yeter.”
Evet Rabbim! Sen her şeye kâdirsin! Bizleri yeniden diriltecek ve yaşadıklarımızdan sorgulayacaksın Allah’ım!
Sâd sûresi (38)’nde (27): “Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline!” buyuran Rabbim! İmam-ı Şâfi gibi dut yaprağına bakıyorum;
Kurtçuk yerse “ipek” oluyor.
Arı yerse “bal” oluyor.
Koyun yerse ak mı ak bir “süt” oluyor.
Geyik yerse “misk” oluyor…
Yarattıklarına bakıyor, seni tefekkür ediyor ve sana; yalnızca sana ibadet ediyorum Allah’ım!
Bana, bu dünyayı kendisine kulluk yapayım diye yaratan Rabbim!
Dünyamı yeri gelip gülistân kılan, yeri gelip, cehennemi unutmayayım diye nâristân eden ve yarattığı her şeyi kuluna sevdiren Rabbim!
Seni seviyorum Allah’ım!
Yaradılanı, senden dolayı seviyor ve bu sevgiyle, boyun büküp, huzurunda duruyorum, nazlanıyorum haddim olmadan:
Ey sînelerin özünü bilen,
Ey gizliyi, aşikârı da bilen,
Ey tâ içimde, yüreğimde olan,
Ey bana şah damarımdan yakın olan Allah’ım!
Kulunu, bütün hatalarıyla, eksikleriyle kabul eder, tek sermayesi “sevgi” olan, bu yeryüzü dilencisini, “Kapına tutunmuş”, Senden “bağış” bekleyen bu acizini de, sever misin Allah’ım!
Senden,
Senin sevgini,
Seni sevenlerin sevgisini,
Razı olacağın amelleri işlemenin sevgisini ve,
Sana kavuşma gününün sevgisini diliyorum!
Katından hiç boş çevirmediğin ellerimi sana uzatarak “Sevgini” diliyorum Allah’ım!
Bizi, “sevgiyle” yaşayanlardan,
Etrafa “sevgi” saçanlardan, yüreklere sevgiyi tohum tohum ekenlerden ve ardından “sevgiyle söz edilenlerden” eyle!
Âmîn.

_________________
"ilahi ente maksudi


ve rıdake matlubi"

Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi'l-hayr
Rabbim! kolaylaştır zorlaştırma, Rabbim hayırla sonuçlandır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
aSuDe
Admin


Rep Puanı : uğurböcüğü
Mesaj Sayısı : 2142
Site Aktifliği : 6286
Kayıt tarihi : 24/09/08
Yaş : 32

MesajKonu: Geri: El Hâlık | Ya Hâlık C.C   Salı Tem. 05, 2011 6:42 pm



Halık; yoktan var eden ve yaratan demektir. Halık ismi alemde en çok tecelli eden isimlerden biridir.
Zira yokluk karanlıklarından varlık alemine çıkan her mahlukta ‘halık’ ismi tecelli eder.


Aleme bakıyoruz ve görüyoruz ki, eşya ve bilhassa hayat sahibi
olanlar, birdenbire ve çok kısa bir zamanda vücuda geliyorlar. Mesela
saniyede 4 insan ve günde yaklaşık 350.000 insan yaratılıyor. Her birine
göz, kulak, dil gibi onlarca cihaz takılıyor.

Ve
insanın yaratıldığı o saniyede mikroplardan, bakterilerden,
karıncalardan, sineklerden, böceklerden tutun kuşlara, balıklara ve
diğer canlılara kadar hadsiz fertler, aynı o saniyede yaratılıyor.


Halbuki çabuk olan, ani bir surette yaratılan ve basit bir maddeden
oluşan şeyler, gayet basit, şekilsiz ve sanatsız olması lazım gelirken,
bakıyoruz ki, yaratılan her şey güzel bir sanatla, nakışlarla
süslenmiş bir tarzda ve mükemmel bir şekilde yaratılıyor. İşte bu
yaratılış Allah’ın halık isminin kemalini bizlere gösteriyor.


Acaba bir harf katipsiz olabilir mi?

Yada şöyle sorsak; bir odaya bir kalem ve bir kağıt koysak, aradan
1000 sene geçse, manalı bir yazının hatta bir harfin kağıtta gözükmesi
mümkün müdür? Elbette hayır. Zira bir harfin yazılabilmesi için; harfin
varlığını, yokluğuna tercih edecek irade sahibi bir katibe ihtiyaç
vardır. Halbuki ‘irade’ kalemde ve kağıtta yoktur. Ayrıca onu
yazabilecek katibin hayat sahibi de olması gerekir. Çünkü hayatı
olmayan, bir harfe katip olamaz. Halbuki kalem ve kağıtta hayat ta
yoktur, cansızdırlar. Bununla birlikte katibinde kudret ve ilim gibi
diğer sıfatlarında olması gerekir. Halbuki kalem ve kağıt bu sıfatlardan
da yoksundur.

O
halde bir kağıt üzerinde manalı bir yazı hatta bir harf görsek, bu
yazının katibini inkar edebilmek için iki şeyden birisini yapmamız
gerekir;

1- Yazının
varlığını inkar etmek ve onu yok kabul etmek; Zira yazıyı inkar
ettiğinizde, katibi inkar edebilir ve “yazı yok ki, katip gereksin”
diyebilirsiniz.

2- Kaleme
katiplik sıfatlarını vererek, onun katip olduğunu ve yazıyı kalemin
bizzat kendisinin yazdığını iddia edebilirsiniz. Katibi inkar
edebilmek için 3. bir seçenek yoktur. Bu iki şıktan birisini tercih
edemeyen, katibin varlığını kabul etmek zorundadır ki, bu iki şıktan
birini tercih etmekte akıldan istifa etmekle mümkündür.

v
Aynen bunun gibi, kainat ta mükemmel bir kitaptır. Dünya bu kitabın
küçük bir bölümü, bahar mevsimi bir sayfası, o mevsimde yaratılan mesela
papatya nevi bir satırı, her bir papatya bir kelimesi ve o çiçeğin
çekirdeği, bu kitabın bir noktasıdır.

Bu kitabın katibi ve Halıkı olan Allah’ı inkar edebilmek için iki şeyden birini kabul etmek gerekir;
1- Kainatın
varlığını inkar etmek ve alemi yok saymak; zira kainatı yok kabul
ettiğinizde, yaratıcıyı inkar edebilir ve “eser yok ki, yaratıcısı ve
ustası olsun” diyebilirsiniz. Ancak bunu yaptığınızda, ağaçların
yapraklarından tutun, semavatın kandillerine kadar her şey “biz
buradayız, varız” diyerek size tekzip eder ve yalanlar.

2-Kaleme
katiplik sıfatlarını vermek gibi, maddeyi teşkil eden atomun,
yaratıcının sıfatları olan irade, hayat, ilim, kudret gibi sıfatlara
sahip olduğunu iddia etmek ve eşyayı onun yarattığını kabul etmek
gerekir. Bu ise bir önceki şık gibi mümkün değildir.


Zira elimize bir hokka mürekkep alsak ve boş bir kağıdın üzerine
döksek, asla manalı bir sayfa var olmaz. O halde sayfadaki mana,
mürekkebi katiplik ve faillik makamından kovar. Çünkü sayfadaki mana
katibinin ve failinin irade, kudret ve ilim sahibi olduğu gösterir. Bu
sıfatlar ise mürekkepte yoktur. Öyleyse sayfaya katip olamaz. Ve bütün
dünya toplansa, bu sayfada mana ifade eden kelime ve cümlelerin,
mürekkebin tesadüfen dökülmesi sonucu oluştuğuna bizi ikna edemez.


Kainat da atom mürekkebiyle yazılmış böyle manalı bir kitap değil
midir? Bu manalı kitabın, mürekkep hükmündeki iradesiz, kudretsiz,
hayatsız, ilimsiz sebeplerden meydana geldiğine nasıl inanılabilir? Ve
bunu kabul edenlere akıllı ve insan denilir mi?

Şimdi gelin Hâlık isminin insandaki tecellisini yaratıcısının kelamı olan Kur’an’dan dinleyelim:
“Şanım
hakkı için biz insanı çamurdan, süzülmüş bir hülasadan yarattık.
Sonra onu sağlam bir yerde bir nutfe olarak yerleştirdik. Sonra o
nutfeyi bir alaka olarak yarattık, sonra o alakayı bir mudga olarak
yarattık, sonra bu mudgayı bir takım kemikler halinde yarattık, sonra
bu kemiklere bir et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla insan
olarak meydana getirdik. İşte yaratanların en güzeli olan Allah ne
yücedir.”
(Mu’minun 12-14)

_________________
"ilahi ente maksudi


ve rıdake matlubi"

Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi'l-hayr
Rabbim! kolaylaştır zorlaştırma, Rabbim hayırla sonuçlandır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
El Hâlık | Ya Hâlık C.C
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MücriM :: Mânâ :: Allah (cc)-
Buraya geçin: