MücriM


Tut Elimden Tut Ki Edemem Sensiz Rabbim..
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap
“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.'' (Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16)
“Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir'' (Tirmizî, İlm, 14)
Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.(Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9;Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.)
Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.(Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10)

Paylaş | 
 

 İntihar Saldırıları ve İslâm - 2

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
MücriM
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1746
Site Aktifliği : 5282
Kayıt tarihi : 24/09/08

MesajKonu: İntihar Saldırıları ve İslâm - 2    Cuma Şub. 04, 2011 8:25 pm

hikmet.net
13.01.2011



3. Kur'ân'da Zikredilen "İrhab" ve Terör

Kur'ân'ı Kerîm'de sadece pozitif manada kullanılan ve kendisine övgüden başka anlam yüklenmemiş kelimeler vardır. "İrhab" kelimesi de bunlardan biridir. Kur'ân'da bu kelimenin geçtiği ayet şöyledir:

وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُم مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللّٰهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِنْ دُونِهِمْ لاَ تَعْلَمُونَهُمْ اللّٰهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لاَ تُظْلَمُونَ

"Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın! Savaş atları yetiştirin ki bu hazırlıkla Allah'ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve onların ötesinde sizin bilemeyip de, ancak Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutup yıldırasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız, onun karşılığı size eksiksiz ödenir, size asla haksızlık yapılmaz." (Enfal sûresi, 60)

Bu âyetteki "irhab"ın kelime mânâsı korkutmadır. Ama bu korkutma zarar vereceği ihtimali (caydırıcı güç) ile tabiî bir korkutmadır, yoksa zarar vererek bir korkutma değildir.10

Müfessirler ayette geçen "irhab"ı düşmanlara karşı günün şartlarına göre"caydırıcı güç" olacak silahları, savaş atlarını vs. hazırlamak olarak tefsir etmişlerdir. (Taberî, el-Câmiu'l-Beyan, 6/42; Razi, Mefâtih, 15/192; Âlûsî, 10/26)

Reşid Rıza "irhab" kelimesinin Kur'ân'da savaşı tutuşturmak için değil engellemek mânâsına olduğunu; toplumu yıkmak için değil korumak mânâsını ihtiva ettiğini söyleyerek bahsi geçen ayeti, gücünün yettiği kadar savaş adına kullanılabilecek silahlarla hazırlık yaparak, bilinen bilinmeyen düşmanları savaşa teşebbüsten, saldırmaktan engellemek şeklinde tefsir etmiştir. (Reşid Rıza, Tefsiru'l-Menâr, 10/66)

Hadislerde "irhab" kelimesi "caydırıcılık" mânâsına kullanıldığı gibi hadis şerhlerinde de aynı mânâda yorumlanmıştır.11 Hadislerdeki garib kelimeleri izah eden en-Nihaye'de "irhab" kelimesi düşmanı saldırmaktan caydıracak güçte olmak ve onu caydırmak şeklinde açıklanmıştır.12

Sahabe-i kirâm bu ayeti savaşa hazırlık yapma, caydırıcı güce sahip olma şeklinde yorumlamışlardır. Mesela Hz. Ömer döneminde birçok cephede mücadele verilirken Medine civarındaki hiç savaşa iştirak etmeyen tam kırk bin tane asil Arap atı hazır bekletiliyordu. Aynı şekilde Suriye civarında da kırk bin at besleniyor ve yedekte tutuluyordu. O günün en önemli savaş aletlerinden biri olan bu atlar ihtiyat kuvveti bulunduruluyordu.13

Ayrıca İslâm fıkıh âlimleri de "irhab" kelimesini "caydırıcı olma" manasında kullanmıştır.14 Netice itibariyle "irhab" kelimesinin hadis ve şerhlerinde, fıkıh kitaplarında, lügatlerde kullanım alanını ve kendisine yüklenilen mânâları araştırdığımız-da şu hakikatler ortaya çıkıyor:

1. Kur'ân'da zikredilen "irhab" i'dad, yani mukaddesatı savunma adına hazırlıklı olma ile bağlantılıdır. Haddi aşmayı ve zulmü engellemeye yöneliktir. Bu durum bilinen ve kabul edilen bir husustur ve insani değerlere münâfi değildir. Suçluları, zalimleri, mütecavizleri ve istilacı düşmanları korkutmanın zaruretini kim inkâr edebilir ki?

2. İslâm âlimlerinin, irhab kelimesini eserlerinde nasıl kullandıklarına baktığımızda şu anlaşılıyor; irhab, düşmanı savaştan önce veya savaş anında yıldırmak, gözünü korkutmak morallerini ve psikolojisini bozmak demektir. Geçmişte böyle bir caydırıcılık değişik şekillerde oluyordu ve bunlar o günün savaş şartlarına göre yapılıyordu.15

Ne Kur'ân'da ne sünnette ne de Kur'ân ve Sünnet kaynaklı eserlerde "irhab" kelimesinin yukarıda zikredilen iki şeklin dışında bir kullanımı söz konusu değildir. Dolayısıyla Kur'ân'da geçen "irhab"ı üzerine bombalar bağlayarak umuma açık yerlerde masum insanları öldürmek, kanını dökmek, yangın çıkarmak, malları evleri binaları tahrip etmek, ortalığa dehşet saçarak toplumu kaosa sürüklemek gibi bir mânâda yorumlamak ve böyle bir eyleme delil göstermek doğru değildir.

Ayrıca bir hususa dikkat çekmek istiyoruz: Bütün Arapça Lügatler ittifakla "irhab" kelimesine "ihâfe" (korkutma) manası vermişlerdir. Bununla birlikte 20. asrın ikinci yarısında telif edilen bazı lügatlerde "irhab" kelimesine yüklenilen mânânın değiştirildiğini görüyoruz. Özellikle gayrimüslimlerin hazırladığı lügatlerde "irhab"a terörizm manası verilmektedir.16 Oysaki caydırıcı güç ile savaşmadan korkutma manasına gelen "irhab" ile öldürme, bombalama, yangın çıkarma, ortalığa dehşet saçma, toplumu kaosa sürükleyecek şiddet eylemlerinde bulunma manasına gelen "terörizm" arasında ne kadar fark olduğu gayet açıktır.17

4. Çerçevesi belli olmayan bir hususta hüküm verilmez

İslâm Hukuk Metodolojisinin temel yaklaşımlarından birisi şudur; evvela hakkında hüküm verilecek şeyin sınırları, çerçevesi belirlenir ona göre bir hüküm verilir. Çerçevesi, sınırları belli olmayan bir şey hakkında hüküm verilemez. Çünkü sınırları belli olmadığından suiistimal edilebilir.

Bu temel kriter açısından intihar eylemlerine baktığımızda hedef ve kimin öleceği belli değildir. İnsanların günlük meşguliyeti içerisinde kadın, çocuk, yaşlı, Müslüman, gayrimüslim demeden sivil hayatın umuma açık her yerinde yapılmaktadır. Dolayısıyla hedefi belli olmayan bu tür saldırılara girişmek İslâm hukukunun genel prensiplerine terstir.

5. İslâm'da suçun ferdiliği esastır.

İslâm'da cezalar şahsîdir. Fiili kim işlemişse, o suçludur; cezayı da yalnız o çeker. Kur'ân'da bu husus defalarca belirtilir: "Hiç kimse kimsenin günahını çekmez." (En'am sûresi, 6/164; İsrâ sûresi, 17/15; Fâtır sûresi, 35/18) Hukukta suçun ve cezanın şahsiliği temel bir ilkedir. İntihar eylemlerinin hedefleri ise çoğu zaman, suçsuz sivil insanlardır. Bu temel prensip açısından masum insanlara yönelik intihar eylemleri doğru değildir ve İslâm'ın adalet anlayışına terstir.

6. Savaş ilanı devlet başkanının yetkisindedir.

İslâm'da savaş ilan etme yetkisi devlet başkanına aittir.18 Fertler, gruplar, organizasyonlar savaş ilan edemez. Aksi takdirde şahıs ve grupların kendilerince savaş ilan etmeleri kaos ve anarşiye sebebiyet verir. Böyle bir kaos ortamında aynı toplumda yaşayan Müslüman bir grup kendisinden farklı düşünen Müslümanlara karşı bile savaş ilan edebilir. Bu açıdan da intihar eylemlerine bakıldığında bunlar, herhangi bir meşru otoriteye bağlı olmaksızın kimin yaptığı ve ne zaman yapacağı belli olmayan hareketlerdir.

7. İntihar eylemleri Müslüman imajını/kimliğini karartan yanlış bir mücadele metodudur.

Hedefin meşru olması ne kadar önemli ise hedefe götüren yolların meşruiyeti de o kadar önemlidir. Daha önce de geçtiği üzere insanların kendi mukaddesatını, malını, vatanını korumak için mücadele vermesi en önemli vazifelerdendir. Hatta bu uğurda ölmek, şehitliğe giden bir yoldur. Ama böyle bir hedefe meşru olmayan bir mücadele şekli ile yürümek hem maksadın aksiyle tokat yeme gibi bir neticeye sebebiyet vermekte hem de bütün Müslümanların imajını karartarak onları zan altında bırakmaktadır. Oysaki Peygamber Efendimiz, ashabı ve onların çizgisinde giden barış ve huzurun temsilcisi olan Müslümanlar, Müslüman kimliğini barış ortamında olduğu gibi savaş durumunda da korumuş, gölge düşürmemişlerdir. Günümüzde Müslümanlar "terör" ile suçlanmak istenmektedirler. Dolayısıyla her türlü mücadelelerinde böyle bir ithama malzeme olabilecek tavır ve davranışlardan uzak durmalıdırlar.19 Bazı yerlerdeki Müslümanların bu şekilde hareket etmeleri veya hareket edenlere sahip çıkmaları yüzünden İslâm ve Terör kelimeleri birlikte zikredilmekte, İslâm'ın imajı karartılmakta ve karartmak isteyenlere malzeme verilmektedir. Bir Müslüman'ın en zor şartlar altında bile müslümanlığayakışır bir şekilde hareket etmesi adına 1. Dünya savaşında gönüllü alay kumandanı olarak savaşa katılarak fedakârane hizmetler yapan Bediüzzaman Said Nursî'nin şu tavrı çok önemli bir misaldir. Savaş esnasında Ermeni fedaileri bazı yerlerde çoluk-çocuğu kesiyorlardı. Buna karşı Ermenilerin çocukları da bazen öldürülüyordu. Bediüzzaman'ın bulunduğu nâhiyeye binlerce Ermeni çocuğu toplanmıştı. Bediüzzaman askerlere "Bunlara ilişmeyiniz." diye emretmiş daha sonra bu Ermeni çoluk çocuğunu serbest bırakmıştı; onlar da, Rusların içerisindeki ailelerinin yanına dönmüşlerdi. Bediüzzaman'ın bu şekildeki muamelesi Ermeniler için büyük bir ibret dersi olmuş, Müslümanların ahlâkına hayran kalmış ve "Madem Molla Said bizim çocuklarımızı kesmedi, bize teslim etti; biz de bundan sonra Müslümanların çocuklarını kesmeyeceğiz." diye söz vermişlerdir. Bediüzzaman Hazretleri'nin İslâm dininin ruhuna uygun tavır ve davranışıyla birçok Müslüman çocuk da öldürülmekten kurtarılmıştır.20

Kur'ân, Sünnet, sahabe ve onlardan sonraki dönemlerdeki uygulamalar ve fıkıh kitaplarına bakıldığında çıkan netice Fethullah Gülen Hocaefendi'nin şu ifadelerinde yerini bulmaktadır: "Hakiki bir Müslüman'ın terörist olması düşünülemez. Kimse vücuduna bombalar bağlayıp, hangi dinden olursa olsun masum insanların içine girip intihar eylemleri yapamaz, böyle bir şey yapmak caiz değildir."21

Netice

Müslüman, gerek barış ortamında gerekse savaş halinde dininin kriterlerine riayet etmek durumundadır. Ne kadar zor şartlara, sıkıntılara maruz kalırsa kalsın hislerini dininin getirdiği esaslar çerçevesinde kontrol altına almalı, dininin onaylamadığı bir hareket içinde olmamalıdır. Barış ortamında hangi şekilde olursa olsun intihar eylemleri yapmak çok büyük bir cinayettir. Ve böyle hunharca bir cinayete İslâm'ın onay vermesi mümkün değildir. Ve üzerinde iman sıfatı olan, şuuru yerinde bir Müslüman'ın böyle bir şey yapması mümkün değildir. Savaş ortamında iken sivil hedeflere yönelik intihar eylemleri ise; savaşta öldürülmesi yasaklanan kadın, çocuk, yaşlı vb.leri (muharip olmayanları) hedef almasından, masum, suçsuz insanları katletmesinden, teröre sebebiyet vermesinden, İslâm'ın imajına gölge düşürmesinden ve bütün Müslümanlara zarar vermesinden dolayı kesinlikle tecviz edilemez.

* Araştırmacı - Yazar

ecapan@yeniumit.com.trBu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Kaynaklar

Azimâbâdî, Avnu'l-Ma'bud, Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut 1994.

Bezzar Ebu Bekir, Müsnedü'l-Bezzar, (Thk. MahfuzurRahman) Müessesetu

Ulumi'l-Kur'ân, Beyrut, 1988.

Elmalılı, Hamdi Yazır, Hak dini Kur'ân dili, Eser Yay. İstanbul, 1979.

Hans Wehr, A Dictionary of Modern, Written Arabic, Mektebetu Lübnan, Beyrut, 1960.

İbn Abidin, Muhammed Emin, Haşiyetü Reddi'l-Muhtar, Kahraman Yay. İstanbul, 1984.

El-Mehacce, sayı: 208, 15 Şubat 2004

Mevlana Şibli en-Numani, Bütün Yönleriyle Hazreti Ömer ve Devlet İdaresi (trc. Talip Yaşar Alp) Hikmet Yay., İstanbul, 1986.

Muhyiddin el-Gâzî, el-Basü'l-İslâmî, "Edvaun ala Kelimeti irhab" Müessesetü's-Sahafe ve'n-neşr, Lekne, Hindistan, Mayıs, 2003.

Seyyid Bey, el-Medhal, İstanbul, trhs.

Şatibî, İbrahim b. Musa, el-Muvâfakat fi Usûli'ş-Şerîa, (Thk. Abdullah

Dıraz), Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut, tsz.

Tahâvî, Ebu Cafer, Muhtasaru İhtilafı'l-Fukaha (İhtisar, Cassas)thk. Abdullah Nezir Ahmed, Daru'l-Beşairi'l-İslâmiyye, Beyrut, 1996

Şerhu Maani'l-Âsar, Daru Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan, 1987.

Zuhaylî, Âsâru'l-Harb fi'l-fıkhi'l-İslâmî diraseten ve mukareneten, Daru'l-Fikir, Suriye, 1998.


Dipnotlar

1. Şatibî, Muvâfakat, 2/7-10.

2. Serahsî, El-Mebsût, 10/5; Zuhayli, Âsâru'l-Harb, s. 90-94.

3. M. Fethullah Gülen, İnsanın Özündeki Sevgi, s. 213; Elmalılı, Hak Dini Kur'ân Dili, 2/692.

4. Bkz. Mümtehine sûresi, 60/8; Câsiye sûresi, 45/14.

5. Taberi, Câmiu'l-Beyan, 4/295; İbn Kesir, Tefsiru Kur'âni'l-Azim, 2/332.

6. Bkz. Tahâvî, Şerhu Meani'l-Âsâr, 3/224-225; Tehanevi, İ'lâü's-Sünen, 12/29.

7. Bkz.: Müslim, Sayd 58-60; İbn Mâce Zebâih 10.

8. Serahsî, Mebsut; 10/37; Cassas, Ahkamu'l-Kur'ân, 1/327; İbn Abidin, 1984, 4/127.

9. Serahsi, Mebsut, 10/154; Tahavî, Muhtasaru İhtilafi'l- Fukahâ, 3/43

10. Bkz. İbn Manzur, Lisânu'l-Arab, "rhb" md; Rağıb, Müfredat, "rhb" md; Zebidî, Tacu'l-Arûs, "rhb" md.

11. Azimâbâdî, Avnu'l-Ma'bud, 8/159

12. İbnu'l-Esir, en-Nihâye fi Garîbi'l-Hadîs, 2/262

13. Mevlana Şibli en-Numani, Bütün yönleriyle Hazreti Ömer ve devlet

idaresi (trc. Talip Yaşar Alp) Hikmet Yayınları, İstanbul, 1986.

14. Bkz. Serahsî, Mebsut, 10/42; İbn Kudame, el-Kafi, 40264; Behutî, Keşşafu'l-Gına, 3/65; Ebu İshak, eş-Şirazî, Mühezzeb, 2/231; İbn Abidin, 6/305.

15. Muhyiddin el-Gazi, el-Ba'sü'l-İslâmî, "Edvaun ala Kelimeti irhab" 48. sayı, s.84; Bkz. İbn Abidin, 6/756.

16. Oxford Wordpower, Oxford Üniv. Pres, Nex York, 1999; Hans Wehr, A Dictionary of Modern, Written Arabic, Mektebetu Lübnan, Beyrut, 1960; English Arabic Glossary; Bkz. The Encyclopaedia

Britannica, 11/650-651

17. Bkz. Muhyiddin el-Gazi, el-Ba'sü'l-İslâmî, 48. sayı, s. 85-86; Dr. Cellul ed-Dekdak, "Hirâbiyyûn la irhâbiyyûn" El-Mehacce, s. 5-6, sayı 208.

18. Vehbe Zuhaylî, el-fıkhu'l-İslamî ve Edilletuhu, 6/419; El-Mevsuatü'l-Fıkhiyye, "cihad" md.

19. Cevdet Said, İslâmî Mücadelede Şiddet Sorunu, s. 65-67

20. Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Şahdamar Yay. s. 107

21. Nuriye Akman, Gurbette Fethullah Gülen, s.19-21.


_________________




Vuslatın Bu Garip kıtmir'in En Büyük Hayali
Seni Bilmeyenler Ölüdür Ya RasullAllah
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://mucrim.eniyiforum.org
 
İntihar Saldırıları ve İslâm - 2
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Taşların Sınıflandırılması
» Kırık Saç Uçları
» gözyaşları
» Lara Yeliz Sar Yapımcıların Gözdesi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MücriM :: Mânâ :: İlmihal-
Buraya geçin: