MücriM


Tut Elimden Tut Ki Edemem Sensiz Rabbim..
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap
“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.'' (Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16)
“Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir'' (Tirmizî, İlm, 14)
Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.(Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9;Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.)
Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.(Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10)

Paylaş | 
 

 Kur'an-ı Kerim'den Ayetler ve Hadis-i Şeriflerde Cihad-ı asgar (maddi), Cihad-ı ekber (manevi)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
aSuDe
Admin
avatar

Rep Puanı : uğurböcüğü
Mesaj Sayısı : 2142
Site Aktifliği : 6286
Kayıt tarihi : 24/09/08
Yaş : 32

MesajKonu: Kur'an-ı Kerim'den Ayetler ve Hadis-i Şeriflerde Cihad-ı asgar (maddi), Cihad-ı ekber (manevi)   Paz Ağus. 23, 2009 12:56 pm

Kur'an-ı Kerim'den Ayetler ve Hadis-i Şeriflerde Cihad-ı asgar (maddi), Cihad-ı ekber (manevi)

Büyük ve küçük cihadı bir arada mütâlâa eden bir hayli ayet ve hadis vardır. Hiç kuşkusuz bu mevzuda en cami surelerden biri "Nasr" suresidir. Bu kısa surede şöyle denmektedir:

إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللهِ وَالْفَتْحُ * وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللهِ أَفْوَاجاً * فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً

“Allah’ın yardımı ve zaferi gelip de, insanları bölük bölük Allah’ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit, Rabbine hamdederek O’nu tesbih eyle ve O’ndan mağfiret dile, çünkü O tevbeleri fazla fazla kabul edendir.” (Nasr 110/1-3)

Bu surede, Allah’ın yardım ve fethi geldiği zaman insanların fevc fevc, bölük bölük İslâm’a girecekleri müjde veriliyordu. Ve öyle de oldu. Maddî cihad, (cihad-ı asgar), emri bi’l-ma’ruf nehyi ani’l-münker ve Hakk’ın anlatılması sayesinde engeller bertaraf edildi, derken insanlar da İslâm dinine girmeye başladılar.

İşte bu merhalede Cenab-ı Hakk’ın emri şu oluyor:

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفرهُ

“Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile.” Çünkü bütün bu olanlar, apaçık Rabbi’nin sana bir ihsanıdır.. ve aynı zamanda bunları yapıp, yaratan da Allah’tır.

Dış düşmanlara karşı kazanılan bu muzafferiyetin yanısıra insan, kendi iç dünyasında nefsine karşı da bir zafer kazanmalıdır ki, cihad tamamlanmış ve iki cihad bütünleşmiş olsun. Bu çizgide Hz. Aişe validemiz bize şunu nakleder: “Bu sure nazil olduktan sonra Allah Rasulü sürekli:

سُبحان الله وبحَمْده أستغفرُ اللهَ وأتوبُ إليه

“Allah’ı hamdine bürünerek tesbih eylerim. Allah’tan mağfiret diler, O’na tevbe ederim”[15] diyor ve teveccühlerini yeniliyorlardı.

Efendimiz (s.a.v), bir başka hadislerinde bu iki cihadı yine bir arada zikreder:

عَيْنَانِ لاَ تَمَسّهُمَا النَّارُ عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشَيَةِ اللهِ وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ في سَبِيلِ اللهِ

“İki göz vardır ki, cehennem ateşi görmez: Harp meydanları ve cephelerde nöbet tutan askerin gözü ve Allah korkusundan ağlayan göz.”[16]

Sınır boylarında veya harb meydanlarında en tehlikeli anlarda nöbet tutarak uykuyu terkeden insanın cihadı, maddî cihaddır. Bu cihadı yapan insanın gözü cehennem ateşine maruz kalmayacaktır. Bir de manevî ve büyük cihadı yerine getiren göz vardır ki, o da Allah korkusundan ağlayan gözdür. Evet, bu iki göz, cehennemi ve onun azabını görmeyecekleri müjdesinde birbirine denktir.

Memeden çıkan sütün tekrar geriye dönmesi nasıl imkansız ise, Allah korkusundan ağlayan gözün cehenneme girmesi de o kadar ilâhî vaad ve rahmete zıttır. Allah yolunda cihad eden ve üstü-başı toz toprak içinde kalan bir insanın durumu da bundan farklı değildir. Çünkü Allah Rasulü, bu toz ve toprağın cehennem ateşiyle bir araya gelmeyeceği mevzuunda birçok tebşirde bulunmuşlardır.

Allah korkusuyla ürperip ağlayan göze, düşmanın geleceği yerleri gözetleyen, tehlike noktalarında nöbet bekleyen, kendini bu işe adayan, memleketin başına gelecek felaketler karşısında her zaman göğsünü siper eden; insanını gerçek insanlığa yükseltmek için müesseseler kuran, başkalarını yaşatma zevkiyle, şahsî yaşama hazzından uzak kalabilen insanların gözleri, cehennem ateşi görmeyecektir. Bu itibarladır ki, cihadı, şurada-burada diyalektik yapmaktan ibaret görenler, şayet anlattıklarını ne ölçüde tatbik ettiklerini kontrol etmiyorlarsa, sadece ve sadece vakit öldürüyor ve bir de kendilerini aldatıyorlar demektir. İçlerini zapt-u rabt altına alamamış, riyanın burnunu kıramamış, fahirlenmeyi ayaklarının altında ezememiş, başkalarına iş buyurmayı ve gösteriş yapmayı ruhlarından söküp atamamış insanların yaptıkları da yapacakları da huzursuzluk kaynağı olma ve gürültü çıkarmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Öte yandan, meseleyi yalnız manevî cihad şeklinde ele alıp “kendi kavgamı vermeden, başkalarıyla uğraşmam doğru olmaz” diyerek bir köşeye çekilenler, çekilip nefislerine derece kazan­dır­ma­yı her şeyin üstünde görenler ve insanların irşad mücadelesine işti­rak etmeyenler ise en hafif ifadeyle İslâm’ı mistisizme karıştırma hata­sı içindedirler.

Cihad mevzuunu yalnız manevî yönüyle ele alıp “kendi kavgamı vermeden başkaları ile uğraşmam doğru olmaz” diyen­le­rin bazılarında şöyle bir düşünce hakimdir: “Koyunu kendi ayağın­dan, keçiyi de yine kendi ayağından asarlar. Nefsini kurtaramayan, başkasını da kurtaramaz. Öyleyse insan; önce kendini kurtarmaya bakmalıdır!” Oysa böyle düşünen kimseler, her şeyden önce bilme­li­dirler ki, insan, nefsini kurtardığını zannettiği gün, kendini girdap­ların en korkuncuna kaptırmış sayılır. Aslında, kim kendini kurtar­dı­ğını söyleyebilir ki?.. Kur’ân,

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ

“Yakîn sana gelinceye kadar Rabbine kulluk et” (Hicr, 15/99) buyurmaktadır. Yani kimse, perde açılıp da öbür alemden “artık buyur” deninceye kadar, kulluk mânâsına dahil hiçbir amelden uzak kalamaz. Evet insan son nefesine kadar kullukla mükelleftir.

Bu durumda, mükellefiyetleri devam eden bir insanın kendini kurtardığını söylemesi nasıl mümkün olabilir! Öyleyse insanın nefsiyle cedelleşmesi, içindeki fena huylarla yaka-paça olması ve kendini ıslaha çalışması hayatının sonuna kadar devam edecek demektir.

Biz, her zaman havf ve reca ağırlıklı bir hayat yaşamak mecbu­­ri­yetindeyiz. Neticeden emin olmak mümince bir düşünce olmadığı gibi, ümitsizlik de, aynı şekilde müminin sıfatı olamaz. Ancak, dünyada hep havf tarafı ağır basmalıdır. Düşünün ki, Hz. Ömer gibi bir insan bile, son anlarını yaşarken kendi hesabındaki endişeleri solukluyordu. Ancak hakkında İbn-i Abbas’ın hüsn-ü şehadette bulunması ve “senin iyi bir insan olduğuna ahirette ben de şahid olurum”[17] demesi, bir mânâda onun bu ürperten endişe­lerini hafifletmişti. Zaten Kur’ân-ı Kerim’de de:

وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ

“Rabbinin azametinden korkana, Cenab-ı Hakk iki cennet vaad etmektedir” (Rahman, 55/46) buyurulmuyor mu?



M. Fethullah Gülen

[15] Müslim, Salât, 220; Müsned, 6/34
[16] Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12
[17] İbn Sa’d; et-Tabakât’l-Kübrâ, 3/352

_________________
"ilahi ente maksudi


ve rıdake matlubi"

Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi'l-hayr
Rabbim! kolaylaştır zorlaştırma, Rabbim hayırla sonuçlandır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kur'an-ı Kerim'den Ayetler ve Hadis-i Şeriflerde Cihad-ı asgar (maddi), Cihad-ı ekber (manevi)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Kur'an'ı Kerim'de geçen resuller ve geçtiği ayetler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MücriM :: Mânâ :: Kur'an-ı Kerim-
Buraya geçin: